Hiç akşam yastığa başınızı koyduğunuzda düşündünüz mü: Biz bu dünyada sahip miyiz, yoksa köle mi?

İnsanoğlu gariptir; her şeye sahipmiş gibi görünür ve öyle davranır.

Ama oturup gerçekten düşündüğümüzde aslında köle olduğumuzu fark ederiz.

Hem de kullandığımız eşyaların kölesiyiz.

Şimdi bir an durup düşünmenizi istiyorum: Kullandığımız hangi eşya olursa olsun, hepsine bir tür kölelik yapmıyor muyuz?

Eşyaların düzenine göre hareket ediyor, hayatımızı onlara göre planlıyoruz.

Üstelik bunu kendimizi kandırarak yapıyoruz; sanki eşyaların sahibi bizmişiz gibi…

Mesela telefonlarımız olmadan adım atmıyoruz.

Saate bakmadan duramıyoruz.

Bilgisayarda bir şeyler yapmadan kendimizi eksik hissediyoruz.

Hepsinin kölesiyiz ve bunu özgürlük naraları atarak yapıyoruz.

Hadi yarın hiçbir teknolojik aleti kullanmamayı deneyelim; bir anda afallarız, ne yapacağımızı bilemeyiz.

Tıpkı yıllarca hayvanat bahçesinde kalan bir hayvanın bir anda doğal yaşamına bırakıldığında yaşadığı şaşkınlık gibi…

Aslında özgürdük. Fakat teknoloji ve eşyaların çoğalmasıyla birlikte kendimizi yavaş yavaş köleleştirdik.

Yıllar geçtikçe bu kölelikten zevk almaya bile başladık; gönüllü köleler olduk.

Kendi değerimizi hiçe sayarak, rahatlığın ve alışkanlıkların esiri haline geldik.

Etrafınıza bir bakın: Doğal insan tepkileri veremez olduk.

Hepimiz birer makine gibi hareket ediyoruz.

Bu durum, yüzyıllar öncesinin köleliğiyle benzer belirtiler göstermiyor mu?

Aynı kıyafetleri giyiyor, aynı mekânlara gidiyor, aynı hareketleri yapıyoruz.

Sanki bir yerden komut geliyor ve hepimiz aynı anda o komuta uyuyoruz.

Bizi bu hale getirip köleleştiren şey teknoloji ve eşyaların çokluğu değil midir sizce?

Bir de sürekli beynimize pompalanan o mesaj var: “Hayatınızı daha iyi hale getirmek istemez misiniz?”

Bu süslü cümlelerle hepimizi tekdüze insanlar haline getirdiler.

Keyif alıyor gibi görünüyoruz ama benliğimizden geriye ne kaldığının farkında değiliz.

İşin kötü tarafı, koca bir dünya tekdüzeliğe doğru gidiyor.

Farklı kültürler, farklı ülkeler birbirinden ayrışması gerekirken, dönüp baktığımızda milletlerin bile birbirine benzemeye başladığını görüyoruz.

Evet, hayat kolaylaştı belki; ama hayattan gerçekten zevk almak ve özgün bir insan olarak kalabilmek zorlaştı.

Artık hayattan keyif almak bile belirli kalıplara bağlandı.

Nasıl keyif alacağımızı biz değil, sanki başkaları belirliyor.

Bunun farkında bile değiliz.

Bize doğrudan emir vermiyorlar; süslü cümlelerle, cazip vaatlerle hayattan nasıl zevk almamız gerektiğini programlıyorlar.

Sürü bilinciyle hareket ediyor ve biz de buna uyuyoruz.

Belki de zincirler artık demirden değil; cam ekranlardan yapılıyor.

Parlak, pürüzsüz ve cazip…

Şimdi tekrar soruyorum: İyice bir düşünelim!

Sahip kim?